Anadolu aydınlığı_izdak grup ana sayfa | çevre ve doğa | arkeoloji ve sit | izcilik | dağcılık| mağaracılık | açık büfe | fotoğrafçılık| doğa sporları | coğrafya | yeşil sit | gezi | kültürel | eğlence | forum| arama | e-kart | ziyaretci defteri | chat

Anadolu aydınlığını herkes tanımalıdır

Anadolu aydınlığını herkes tanımalıdır
Ülkemizle ilgili tarihî, turistik, hatta mitolojik bazı bilgileri muntazam seyahat ettiğim Türk Hava Yolları’nın Skylife dergisinde buluyor, zaman zaman bunların bir kısmını sizlere aktarmaya çalışıyorum. Sedir ağaçlarının anavatanı da Anadolu:

“İçimiz heyecandan kıpır kıpır. Çünkü her an anıt ‘Toros sediri’ne (Cedrus Libani) rastlayabiliriz. Etrafımızdaki yüzlerce yıllık, kalın gövdeli sedir ağaçlarından her birini anıt ağaç sanmamak elde değil. Ama bir süre sonra şimdiye kadar gördüklerimizden çok daha farklı olan bir ağacı hayretle görüp duraklıyoruz. ‘Koca sedir’ diye adlandırılan, 1050 yaşında ve 2,5 metre çapındaki anıt ağaç tam karşımızda duruyor. Latincesi ‘Lübnan sediri’ ama çağımız botanistleri ‘Toros sediri’nin ana vatanını Anadolu alarak kabul ediyorlar. Lübnan’da küçük adacıklar şeklinde kalmış olan Toros sedirinin asıl yayılımı da Toros Dağları’nda. (...) Kerestesinin nemi ve darbeye dayanıklılığı, güzel kokusu ile böcekleri uzaklaştırması bu ağaca gösterilen ilginin sebebini açıklıyor. Sedir ağacından ayrıca hoş kokulu, uçucu eterik yağ da elde ediliyor. Sedir ağaçlarının cenneti diyebileceğimiz Çamkuyu, Antalya’nın Elmalı ilçesinde özel olarak koruma altında bulunan Sedir Araştırma Ormanı bölgesinde yer alıyor. 1050 yaşındaki anıt Koca Sedir, 800 yaşındaki anıt Şah Ardıç ve daha birçok yaşlı ağaca ev sahipliği yapan bu bölge ve civarı flora, fauna açısından önemli zenginlikleri barındırıyor. (...) Orman ile çayırlığın birleşme noktasında boy veren mor renkli burçaklar ve ötücü kuşların cıvıltıları burayı gizli bir cennete çeviriyor. (...) Bu sihirli isimler ve biyolojik zenginliğiyle Batı Toroslar’ın en özel bölgesinin başında gelen Çamkuyu artık zihnimizde gün ışığının bile süzülemediği orman yolları, yüzlerce yıllık sedir ağaçları, rengârenk kır çiçekleri, huzurlu yaylalarıyla canlanıyor.’ (Ali İhsan Gökçen) Perter Ege, Küçükasya’nın incisi İzmir’in bilhassa “Doğudaki Batı, İzmir’deki Avrupa” diyerek Alsancak’ı anlatmış. “Evet İzmirliler hiç acele etmezler, bir yerden bir yere giderken; daha açık söylemek gerekirse, diğer herkesten yavaş yürürler. Hele o tatlı yaz akşam üstlerinde âheste âheste yürürken, ne yaparsak yapalım, şâirin dediği gibi, ‘Hiçbir yere geç kalınmayacağını, her yere yetişileceğini’ en iyi onlar bilir.
”Ben yine de dolu dolu 23 sene geçirdiğim İzmir’in içinde yaşayan dostlarım için
“Sakın âheste – revlik etmeyin!” ikazını tekrarlıyorum. Gerçi içlerinde bir yerde 15 dakika bile dursa sanki ayakları kireçlenecekmiş gibi, hemen harekete geçen küheylanlar eksik değildir; ama elbette onları yazar bilemezdi.

Tarihin Gölgesi Altında SİVRİHİSAR yazısını yazan Can Kızıltan bakınız bir efsâneyi bir çobanın dilinden nasıl aktarıyor:
“Elinde bastonuyla yol bulup gelen kör çobanın anlattıklarına kulak vermek gerek: Kybele bir gün Dindymos (Günyüzü) Dağı’nda dolaşmaktadır. Güzeller güzeli bir erkek çıkar karşısına, güçlü ve çevik. Kybele’nin yüreği, bu gence doğru akıp gider, o saat. Sonra gizlice peşine düşüp gider, adını öğrenir. Asiller soyundan gelen bu ölümlü, Attis’dir. Attis, Pessinus kralının kızıyla evlenmek üzeredir. Tam da düğün günü Kybele ona görünür. Kybele’nin büyülü varlığı karşısında delikanlı çıldırır. Ve o anda kendini hadım ederek can verir. Güzeller güzeli Attis’in toprağa saçılan kanı, toprağın gücünü artırır, tabiat bereketlenir. Attis’in düştüğü yerden mor menekşeler fışkırır. Buna çok üzülen Kybele, Attis’i bir çam ağacına dönüştürür ki, yaz – kış yaşasın. Ve onun adına her yıl bayram törenleri düzenlenir. Pessinus rahipleri her yıl bu törenlerde kendilerini hadım eder. Her bahar o çam ağacının altında yeni menekşeler fışkırır.”

Efsane böyle intikal etmiş.. Aslında o günkü putperest anlayış içinde Kybele tanrıça kabul ediliyordu. Hıristiyanlık döneminde Efes Konsili, tanrıça kabul edilen Kybele’nin özelliklerini Hz. Meryem’e vererek, yeni bir şey ilave etmiş oldu.

Homeros Destanı’nda geçen Attis ise Sartlı (Salihli) Krezüs’ün oğludur. Onun da sonu genç yaşta bir kaza neticesi hançerlenmek olmuştur.

Aycan Sarıoğlu
“Bahar Önce Emirgân’da Başlar
” İstanbul’umuzdan bir başka güzelliği sergilemiştir:
“Artlı korunun başındayım. Çam, servi, göknar, kristal çamı, salkım söğüt, ıhlamur, erik ve şeftali ağaçlarının yanı sıra, Japon meşesi, Çin mabet ağacı, Sâhil susediri, Kolorado gümüşî göknarı, kaymakağacı ve kâfurağacı gibi egzotik ağaçlara da ev sahipliği yapan koruda yaklaşık 120 ağaç türü bulunuyor. (...) Her taraf erik ağaçlarının beyaz gelinlikleriyle, şeftali ağaçlarının pembe nişan elbiseleriyle donanmış. Bahar başından dökülüyor. Kuş seslerinin eşliğinde, göletlerin ve ağaçların sessizliğinde kentten kayboluyorum.”

Bunlar Anadolu güzelliğinin örnekleri. Dünyanın hatta kendi insanımızın bunları tanıması lâzım. Aslında Anadolu’nun bilinmeyen başka bir yönü var, çağları aydınlatacak Kur’an tefsirleri burada yazıldı, onların dünyaya açılımı da buradan yapıldı... Şu anda ruhen depresyon yaşayan dünyanın esas muhtaç olduğu ‘bahar nurları’ bunlar. Evet bütün cihan Anadolu’yu böyle manevî bir baharla tanımalı ve asla geç kalmamalıdır.

Abdullah AYMAZ 20.05.2002 Zaman

ana sayfa  _  yazdır

 

doga.tutkusu.com ©