Kısa...Kısa..._izdak grup ana sayfa | çevre ve doğa | arkeoloji ve sit | izcilik | dağcılık| mağaracılık | açık büfe | fotoğrafçılık| doğa sporları | coğrafya | yeşil sit | gezi | kültürel | eğlence | forum| arama | e-kart | ziyaretci defteri | chat

Kısa...Kısa...

Kısa Kısa Türkiye'nin Orman Varlığı Tükeniyor Türkiye'nin İstanbul'dan Kahramanmaraş'a kadar, bin 700 kilometre boyunda, 160 kilometre eninde bir bantta 12 milyon hektar orman varlığını bulunuyor ve bu ormanların tamamı yangın riski altında . Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 1937 yılından bu yana geçen 64 yıllık süre içinde çıkan 68 bin 214 ayrı orman yangını sonucunda 1 milyon 533 bin 598 hektarlık orman alanı yanarak yok oldu. Bu verilere göre, bir yılda çıkan ortalama bin 66 adet yangında yılda 23 bin 962 hektarlık ormanlık alan yitirildi.

Orman yangınlarında tahrip olan alanları sırasıyla koruluklar, bozuk baltalıklar, bozuk korular, ağaçlandırma alanları, normal baltalıklar ve makilikler oluşturuyor. Yangınlarının çıkış nedenleri arasında yüzde 53 ile "ihmal ve dikkatsizlik" ilk sırada yer alıyor. Bunu yüzde 25 ile "belirlenemeyen nedenler", yüzde 9 ile "kasıt", yüzde 7 ile "yıldırım düşmesi" ve yüzde 6 ile "kaza sonucunda yangın" izliyor.

2001 yılının Ekim ayı sonu itibariyle 2 bin 547 ayrı orman yangını çıktı ve tahrip olan alan miktarı 7 bin 200 hektar düzeyinde kaldı. Yetkililer, bu yangınların 2 bin 800 hektarının "örtü yangını", 4 bin 400 hektarının ise "tepe yangını" şeklinde çıktığını kaydettiler. Orman yangınlarının aylar itibariyle dağılımı ise Haziran'da 301 yangında bin 478 hektar alan, Temmuz'da 513 yangında bin 483 hektar alan, Ağustos'ta 501 yangında bin 257 hektar alan ve Eylül'de ise 433 yangında bin 342 hektar şeklinde gerçekleşti.

Yangınlar orman alanlardaki tahribatın ötesinde can kaybına da neden oluyorlar. 2001 yılında çıkan orman yangınlarında söndürme çalışmalarına katılan orman görevlilerinden 8 kişi yaşamını yitirdi. (Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)

Türkiye'de Yeni Bir Kertenkele Türü Bulundu Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Bayram Göçmen ve ekibi, Şanlıurfa'da yeni bir kertenkele türü buldu. Göçmen, Dr. Murat Tosunoğlu ve Araştırma Görevlisi Dinçer Ayvaz'dan oluşan ekiple 7-13 Haziran 2001 tarihleri arasında Adana, Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay'ı kapsayan gezi sırasında Anadolu'da ilk kez latince adı "Eublepharis angramainyu" olan türden bir kertenkele tespit ettiklerini bildirdi

Üzerinin leopar deseni ve renkleri ile kaplı olması nedeniyle ekibin "Leopar Keleri" adını verdikleri kertenkele, Suriye sınırından yaklaşık 30 kilometre kuzeyde yer alan Şanlıurfa'nın Birecik İlçesi Arslanlı beldesindeki Karadağ'da, yaklaşık 400 metre rakımda, gece 23 derece hava sıcaklığında, kireçtaşı bünyeli taşlıklı bir arazide keşfedildi.

Leopar Keleri'nin kuyruk uzunluğunun 6.6 santim, toplam vücut uzunluğunun ise 21,5 santim olduğu ve zaman zaman yamyam olabilen bu türün , kın kanatlı böcekler, akrepler, büyük örümceklerle ya da diğer küçük kertenkele türleriyle beslendiğini kaydedildi.

İran ve Irak'taki Mezopotamya'da ve İran-Irak sınırı boyunca uzanan Zagros Dağları'nın batı eteklerinde görülen ve geceleri aktif olan bu türün Suriye'de bulunduğuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmuyor. Yakalanan örnek gerek pullanma gerekse renk-desen bakımından önceden tanımlanan Leopar Kelerinden nispi farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle ekip tarafından yeni formun sınıflandırmadaki gerçek durumunu ortaya koymak amacıyla ayrıntılı ve yeni bir araştırma gezisi planlanıyor. (Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)

72 Yıllık Çevre Abidesi: "Yürüyen Köşk" Tarih 21 Ağustos 1929... Ulu önderimiz Atatürk İstanbul'dan Bursa'ya gitmek için Ertuğrul yatıyla yola çıkar. Her zaman Mudanya yolunu tercih eden Atamız Marmara Denizi'nde gezinirken yolu Yalova sahillerine düşer ve birden dallarını özgürce uzatmış, asırlık bir çınar ağacı gözüne çarpar. Sahile çıkan Atatürk, Çınar ağacına sırtını dayayarak gölgesinde bir süre dinlenir. Ve ayağa kalktığında yanındakilere Çınar'ın hemen yakınında bir ev yapılması talimatını verir. İşte o gün inşaasına karar verilen o ev daha sonra YÜRÜYEN KÖŞK adını alacaktır.

Atatürk bir gün yapımı hızla süren köşkün inşaatını ziyaret eder ve ulu Çınar ağacının dallarını budamaya çalışan bir bahçıvanla karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırır ve bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvan ağacın dallarını uzarak binanın duvarlarına dayandığını söyler. Atatürk bu cevaptan tatmin olmaz ve bugün bile insana inanılması güç görünen bir emir verir: "AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK."

O günün şartlarında mucize yaratmayı gerektiren bu görev İstanbul Belediyesi'ne intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi'nin sorumluluğunda Başmühendis Ali Galip Alnar teknik elemanlarıyla birlikte Yalova'ya gelerek çalışmaya başlar.

8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul'dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim santim çalışarak bina yapı yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak Çınar ağacından uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir.

Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Atatürk ile birlikte kardeşi Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya bey ve Cumhuriyet Gazetesi Başmuhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos tarihinde tamamlanır ve ulu Çınar ağacının dalları kesilmekten kurtulur.

Köşkün kaydırılması olayı 10 Ağustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde aynen şu şekilde yer almıştır: "Gazi Hazretlerinin Yalova'daki köşkünün yürütülme ameliyesi dün muvaffakiyetle icra ve ikmal edilmiştir.Kendileri de bu ameliyeye bizzat nezaret etmişlerdir."

O tarihte belki gazeteyi okuyanlar ülkenin içinde bulunduğu sorunlar içinde bu olayın ne ifade ettiğini anlayamamış ya da hayretle karşılamış olabilirler. Oysa o devirde ne ozon deliği vardı, ne global kirlenme, ne asit yağmurları ne de orman katliamları. ÇEVRENİN ÖNEMİ onun haricinde dünyadaki hiçbir ülkenin devlet başkanının gündeminde bile değildi. O yalnızca bir milletini özgürlüğe , bağımsızlığa kavuşturan bir lider değil, bir karış toprağını, bir tutam yeşilini korumak için mücadele veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tü.

Ancak ulu önder Atatürk'ün doğa sevgisi ve çevre anlayışının sembolü YÜRÜYEN KÖŞK yakın zamana kadar gerekli bakım ve onarımın yapılmaması nedeniyle harabe haline gelmiş ve içinde yaşanan anılarla birlikte yok olacağı günü bekliyordu. Dönemin Çevre Bakanı Dr. İmren Aykut bir Yalova seyahatinde şahit olduğu bu üzücü durum üzerine bakanlığı harekete geçirerek değerli mirasın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için çalışmalar başlatır. Yürüyen Köşk, 26 Ağustos 1998 tarihinde aslına sadık kalınır restore edilmeye başlanır.

Yürüyen Köşk Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 12 Temmuz 1980 gün ve 12238 sayılı kararı ile korunması gerekli Kültür ve Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili yapılmıştır.

Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü arazisi içinde bulunan iki katlı dörtgen planlı, ahşap karkas küçük bir yapıdır. Deniz tarafından 11 sütun ile çevrili mermer tabanlı açık bir alana ve 30 metre uzunlukta ahşep bir iskeleye sahiptir. Köşkün girişkatında küçük bir çayocağı, küçük bir oturma odası ve üç cephesi kristal camlarla kaplıtoplantı salonu ile tuvalet ve duş bulunmaktadır. Ahşap bir merdivenle çıkılan ikinci katta isedinlenme odası ile küçük bir yatak odası, tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Bu küçük köşke Atatürk'ün isteği üzerine mutfak yapılmamıştır. Ayrıca köşkün içinde Atatürk'ün kullandığı özel eşyaları ile son derece mütavazi oda takımları bulunmaktadır. (Kaynak: "Yürüyen Köşk" T.C. Çevre Bakanlığı Çevre Eğitimi ve Yayın Dairesi Başkanlığı ISBN 975-7347-41-8)

Kyoto Kuralları ABD'ye Rağmen Kabul Edildi Fas'ın Marakeş kentinde biraraya gelen 167 ülkenin çevre bakanları ve temsilcileri, sera etkisi yaparak yerkürenin ısınmasına yol açan gazların azaltılmasını öngören Kyoto sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin kuralları benimsediler.

AB adına açıklama yapan Belçika Enerji ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı Olivier Deleuze, dört yıldır görüşmelere konu olan kuralların kabul edildiğini belirtti ve "Kyoto sözleşmesinin nihayet onaylanıp yürürlüğe girmesini sağlayacak yol açıldı. Bundan dönüş yok"dedi.

ABD'nin Mart ayında fazla zorlayıcı ve adaletsiz bularak imzalamayacağını açıkladığı Kyoto Sözleşmesi'nin diğer kilit ülkeleri Japonya ve Rusya. Marekeş'teki toplantıda Rus Heyeti Başkanı Aleksandır Bedritski de, Kyoto sözleşmesini artık onaylayabileceklerini bildirdi. Ancak, Japon Çevre Bakanı Yoriko Kavaguçi ise Kyoto sözleşmesini onaylama sözü vermedi.

Kyoto Sözleşmesinde, 39 sanayi ülkesinin karbondioksit başta olmak üzere sera etkisine yol açan gaz emisyonlarını 2010 yılında 1990'yılındakine göre yüzde 5.2 azaltmaları öngörülüyor. (Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)

Küresel Yoksullaşma Dünya nüfusunun yarısının, bir başka deyişle yaklaşık 3 milyar kişinin "günde 2 dolardan daha az", nüfusun beşte 1'ini oluşturan yaklaşık 1.2 milyar kişinin ise "1 dolardan daha az" gelirle yaşadığı bildirildi. Buna karşılık dünya nüfusunun yüzde 10'u ise mal ve hizmetlerin yüzde 70'ini üretip, dünya toplam gelirinin yüzde 70'ini alıyor.

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın, Dünya Bankası verileri ve Dünya Kalkınma Raporu'na dayanarak hazırladığı "Küreselleşme, Büyüme ve Gelir Dağılımı" konulu çalışmaya göre, günde 2 dolardan daha az gelirle yaşayan, dünya nüfusunun yüzde 50'sini oluşturan yaklaşık 3 milyar insanın dünya üretimindeki payı, yüzde 6 dolayında gerçekleşiyor.

Dünya Bankası verilerine göre, Doğu Asya ve Pasifik ülkelerinde yaşayan 267.1 milyon kişi, Doğu Asya ve Pasifik (Çin hariç) ülkelerinde yaşayan 53.7 milyon kişi, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde yaşayan 17.6 milyon kişi, Latin Amerika ve Karayiplerde yaşayan 60.7 milyon kişi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan 6 milyon kişi, Güney Asya'da yaşayan 521.8 milyon kişi, Sub-Saharan Afrika'da yaşayan 301.6 milyon kişi olmak üzere toplam 1.2 milyar kişi, günde 1 dolardan daha az gelirle yaşamını sürdürüyor Son günlerde dünyanın gözlerinin çevrildiği Afganistan'da günlük 44 cent, Etiyopya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ise 27 cent gelir elde ediliyor.

Çalışmaya göre, küresel gelir eşitsizliği ve zengin-yoksul ülkeler arasındaki ortalama gelir farklılıklarının temel belirleyicisi, nispi ekonomik büyüme farklılığı olarak ortaya çıkıyor.

Ortalama büyüme oranlarına bakıldığında, zengin ülkeler 1960'larda yüzde 4.7, 1970'lerde yüzde 3.1, 1980'lerde yüzde 2.3, 1990'larda yüzde 2.2 oranında büyürken, küreselleşme sürecine dahil olan katılımcı gelişmekte olan ülkeler 1960'larda yüzde 1.4, 1970'lerde yüzde 2.9, 1980'lerde yüzde 3.5, 1990'larda yüzde 5 büyüdü.

Küreselleşme sürecine katılımcı olmayan gelişmekte olan ülkeler ise 1960'larda yüzde 2.4, 1970'lerde yüzde 3.3, 1980'lerde yüzde 0.8, 1990'larda ise yüzde 1.4 oranında büyüdü. (Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)

Genetik Besinlere Sıkı Takip Avrupa Parlamentosu genetik değişimle üretilen besin maddelerinin üretimi ve pazarlamasına sıkı kurallar getiren yasayı büyük oy farkıyla onayladı. 52'ye karşı 338 oyla kabul edilen yasa için 85 milletvekili çekimser oy kullandı. Şimdi yasanın üye ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekiyor.

Mısırdan küsbe ürünlerine kadar birçok bitki tohumu ve kozmetik ürünlerini kapsıyan yasanın, AB'nin gıda sanayiinde uyguladığı üç yıllık lisans yasağı getiren genetik değişiklik moratoryumunu geçersiz kılacağı yönünde endişeler var. (Kaynak: Anadolu Ajansı)

Arsenik Yiyen Bitki Nature dergisinde yer alan bir araştırmaya gore; Pteris vittata isimli eğreltiotunun arsenik tükettiği belirlendi. Florida Üniversitesi'nden Lena Ma isimli metal kimyası uzmanı, bu tespitin kirlenmiş toprakları yeniden kazanmak için büyük bir fırsat olduğunu savunuyor.

Arsenik topraktaki yabancı otları ve böcekleri öldürmek için tarım ilacı olarak da kullanılan bir kimyasal. Bilim adamları araştırmaları sırasında eğreltiotunda topraktakinden 200 kat daha fazla arsenik bulunduğunu keşfedince, bitkinin arsenikle beslendiğini saptamışlar.

Bu keşfin özellikle sanayi ve maden bölgelerindeki tarım arazilerinin temizlenebilmesi için çare olabileceğini düşünülüyor. Üstelik eğreltiotunun yetiştirilmesi çok kolay.Bitki güneşli alanları seviyor ve topraktaki arseniği kolayca, etkili bir şekilde tüketiyor. Ancak bitkinin neden arsenik tükettiği hala doğaya ait bir sır. (Kaynak:Reuters)

Soyu Tükenen Dev Böcek Yeniden Keşfedildi. Nesli 80 yıl önce tükendiği sanılan bir böcek türü bu yılın Şubat ayında Avusturalya'nın doğu kıyısında bulunan bir adada yeniden keşfedildi. Yeni Güney Galler Ulusal Parkı ve Vahşi Yaşam Örgütü yetkilileri tarafından volkanik bir kaya üzerinde bulunan dev böcekler gündüzleri nemli bir kayanın yarıklarının içinde saklanırken, gece olunca dışarı çıkıyorlar. 15 santimetre boyunda ve 1.5 santimetre genişliğinde olan böceklerin 1918 yılında adaya uğrayan bir malzeme gemisinden karaya çıkan fareler tarafından yok edildiği sanılıyordu. Böceği yeniden keşfeden bilim adamları ise şimdi dünyada eşine en az rastlanan omurgalılardan olan bu böceği çoğaltmak için çalışıyorlar. (Kaynak: ntvmsnbc)

Acımasız Örümcekkuşu Örümcekkuşu en az adını aldığı örümcek kadar acımasız bir hayvandır. Genellikle böceklerle beslenen Örümcekkuşu narin gövdesi ve sevimli görünüşüne tezat bir şekilde, küçük kemirgenlere hatta kendi türünün küçük örneklerine bile saldırır. Özellikle yuva yaptığı dönemde aşırı güç kaybeden kuş, avladığı hayvanları daha sonra tüketmek üzere erik ağaçlarının keskin dikenlerine ya da tel örgülere saplayarak korur. (Kaynak: Focus Dergisi Sayı:10 Ekim 1999)

Bonsai'ler Maksimum Kaç Santim Uzar? Bu minyatür ağaçların yüksekliği 1 metreyi kesinlikle geçmez. Bugüne kadar yetiştirilen en yüksek Bonsai ancak 85 santime ulaşan 250 yıllık bir Çin Bonsai'si. Ortalama 70 cm boyunda olan Bonsai'lerin bir de cüce türleri var. Avuç içine bile rahatlıkla sığan bu ağaçların boyu 8 ila 15 cm arasında değişiyor. (Kaynak: Focus Dergisi Eylül 2001)

1 Lt Su = 4 Lt Benzin Dünyada suyun benzinden bile pahalı olduğu kentin hangisi olduğunu biliyor musunuz? Birleşik Arap Emirlikleri'nin en güzel kıyı kenti olarak anılan Dubai'de pahalı olan tek bir şey var: "Su". İsrail, teknolojisiyle kullanma suyunu deniz suyundan elde etmeyi başaran Dubaililerin çeşmelerinden akan bu su rahatlıkla içilebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi sayesinde çölü vaha haline dönüştürmeyi başaran bu kentin insanları bir litre su içebilmek için tam dört litre benzin parası ödemek zorunda kalıyorlar. ( Kaynak:netbul.com)

Güneş Isınıyor Dünya'yı İtelim… İnsanoğlu , sorunlara 'çözüm' üretme konusunda sınır tanımıyor... Amerikalı bir astrofizik uzmanı, Güneş`in milyonlarca yıl sonra bugünkünden daha muazzam ateş topuna dönüşmesiyle kopacak "kıyamet"ten Dünya`yı kurtarmak için ilginç bir öneri ortaya attı: "Dünya`nın yörüngesini değiştirelim, onu Güneş`ten uzaklaştıralım..." Amerikalı bilim adamının bu önerisi bazı 'küçük' sorunları da beraberinde getiriyor. Örneğin, bir asteroidin yörüngesini değiştirip yönetecek teknoloji yok. Yörünge değiştirilmesiyle gezegen göçü olabilir ve Ay kaybedilebilir (Kaynak: nethaber.com )

Biyolojik Kiyamet Dinazorların yok olduğu 65 milyon yıl öncesinden bugüne, yeryüzünde bu büyüklükte bir tür çeşitliliği kaybı yaşanmadı. Çağdaş insanın gerçekleştirdiği canlı türü katliamı, yakın jeolojik devirlerde gözlenen tür kayıplarından 400 kat daha hızlı. Son 100 yılda yaklaşık 30 bin bitki türü yok oldu. Günümüzde hergün üç canlı türünün soyu tükeniyor. 1950 ile 1980 yılları arasında geçen 30 yıllık kısa dönemde dünya ormanlarının yüzde 25'i yok edildi. Yeryüzündeki yaşamın 500 milyon yıllık tarihinde hiçbir canlı türü, biyosferi bu ölçüde tahrip etmedi, tahrip edebilecek güce ulaşmadı. (Kaynak: Yeşil Atlas Çevre Özel Sayısı Ekim 1999)

Mucize Ağaç Tropik ortamlarda yetişen "Moringa Ağacı" her geçen gün daha çok araştırmacının ilgisini çekiyor. Çünkü, ağacın marifetleri saymakla bitmiyor.

Moringa ağacının yere düşen tohumları içme suyunu temizliyor. Ağacın bu özelliği, Sudan'da Nil kenarına kurulu köylerde çok iyi biliniyor ve kullanılıyor. Moringa ağacının tohumlarının 100 gramı, bir litre suyun içindeki pisliklerin dibe çökmesini ve yüzde 99 oranında bakterilerin ölmesini sağlıyor. Bilimadamları üçüncü dünya ülkeleri için çok pahalı olan su temizleyici amonyumsülfat maddesinin yerine geçebilecek ucuz bir yöntem olabilecek bu ağaçla ilgili araştırma yapıyorlar.

Bir yıl içinde üç metre büyüyebilen ve on metreye kadar ulaşabilen Moringa ağacı, diabet, yüksek tansiyon ve anemi hastalıkları için kullanılan bazı ilaçlara hammadde sağlıyor. Aynı zamanda, bitkinin tohumlarından elde edilen yağ, makine yağı ya da enerji kaynağı olarak kullanılabiliyor. (Kaynak: Focus Dergisi Eylül 2000)

Dünyanın En Hızla Artan Katı Çöpü: "Bilgisayar" "Bilgisayar kullanılmayan bir ofisi düşünmek artık neredeyse imkansız. İnternetin cazibesi sayesinde artık evlere de yaygın bir şekilde giren bilgisayarlar, gelişen teknoloji sayesinde çok çabuk tüketilen yani hurdaya çıkan tüketim maddelerinden biri. Ancak hurdaya çıkan bilgisayarların çevre için bir tehdit olduğu kadar "altın madeni" değerinde olduğu pek bilinmiyor."

Dünyada her yıl Everest tepesi yüksekliğinde bilgisayar çöpe atılıyor. 2007 yılında sadece ABD'de çöpe atılacak sayısının 500 milyon olacağı tahmin ediliyor. Bunların ancak yüzde 10'u değerlendiriliyor. Bu gerekçeyle, Amerikan Çevre Koruma Kurumu, atılan bilgisayarları, ''dünyanın en hızla artan katı çöpü'' olarak tanımlıyor.

Time dergisinde yer alan bir incelemeye göre, bazı kuruluşlar çöpe atılan bu bilgisayarlardan her yıl yaklaşık 5 milyon dolar değerinde malzeme elde ediyorlar. Dünyanın en büyük bilgisayar hurda fabrikası ise IBM tarafından New York Eyaleti'nin Endicott kentinde kurulmuş. Burada her yıl 20 bin ton ağırlığında bilgisayarın parçalanma işlemi yapılıyor.

Ancak hurdaya çıkan eski bilgisayarlar içlerinde cıva, kadmiyum gibi zehirli maddeler bulundurduğu için aynı zamanda çevre açısından ciddi tehlike oluşturuyor. Avrupa Birliği bu nedenle 2008 yılından itibaren bilgisayar üreticilerine, ürettikleri malları, hurdaya çıktıktan sonra yeniden değerlendiremeye tabi tutma zorunluluğu getirdi. IBM firması ABD'de bu işi kendiliğinden yapmaya başladı bile. Firma bilgisayar kullanıcılarından eski bilgisayarlarını alıp götürmek için 30 dolar talep ediyor. Hewlet-Packard firmasının da benzer bir uygulamaya Mart ayından itibaren geçmesi bekleniyor.

Ancak tehlikeli bir o kadar da değerli bilgisayarların işinin ehli kişelerce parçalanması gerekiyor. Günümüzde bilgisayarlarının pek çoğunda kullanılan Pentium işlemciler altın içeriyor. Bakır ve fiberglastan oluşan bilgisayarların ana tablasında ise altın ve gümüş kullanılıyor. Çelik ve aliminyum da içeren bilgisayarların dış yüzünün yapıldığı plastik ise yeniden değerlendirilerek büro malzemesi yapımında kullanılabiliyor.

Uzmanlar, bilgisayarlardan çıkarılan ham maddenin, aynı ağırlıktaki topraktan çıkarılandan çok daha fazla olduğunu belirtiyorlar. Bilgisayar firmaları ise yeni bilgisayarların, ilerde hurda olarak değerlendirilecekleri şimdiden göz önüne alarak daha kolay sökülebilir bilgisayarlar üretmeye başladılar bile. Kaynak: Milliyet

ana sayfa  _  yazdır

 

doga.tutkusu.com ©