|
Kısa...Kısa...
Kısa Kısa
Türkiye'nin Orman Varlığı Tükeniyor
Türkiye'nin İstanbul'dan Kahramanmaraş'a kadar, bin
700 kilometre boyunda, 160 kilometre eninde bir bantta
12 milyon hektar orman varlığını bulunuyor ve bu
ormanların tamamı yangın riski altında . Orman Genel
Müdürlüğü verilerine göre 1937 yılından bu yana geçen
64 yıllık süre içinde çıkan 68 bin 214 ayrı orman
yangını sonucunda 1 milyon 533 bin 598 hektarlık orman
alanı yanarak yok oldu. Bu verilere göre, bir yılda
çıkan ortalama bin 66 adet yangında yılda 23 bin 962
hektarlık ormanlık alan yitirildi.
Orman yangınlarında tahrip olan alanları sırasıyla
koruluklar, bozuk baltalıklar, bozuk korular,
ağaçlandırma alanları, normal baltalıklar ve
makilikler oluşturuyor. Yangınlarının çıkış nedenleri
arasında yüzde 53 ile "ihmal ve dikkatsizlik" ilk
sırada yer alıyor. Bunu yüzde 25 ile "belirlenemeyen
nedenler", yüzde 9 ile "kasıt", yüzde 7 ile "yıldırım
düşmesi" ve yüzde 6 ile "kaza sonucunda yangın"
izliyor.
2001 yılının Ekim ayı sonu itibariyle 2 bin 547 ayrı
orman yangını çıktı ve tahrip olan alan miktarı 7 bin
200 hektar düzeyinde kaldı. Yetkililer, bu yangınların
2 bin 800 hektarının "örtü yangını", 4 bin 400
hektarının ise "tepe yangını" şeklinde çıktığını
kaydettiler. Orman yangınlarının aylar itibariyle
dağılımı ise Haziran'da 301 yangında bin 478 hektar
alan, Temmuz'da 513 yangında bin 483 hektar alan,
Ağustos'ta 501 yangında bin 257 hektar alan ve
Eylül'de ise 433 yangında bin 342 hektar şeklinde
gerçekleşti.
Yangınlar orman alanlardaki tahribatın ötesinde can
kaybına da neden oluyorlar. 2001 yılında çıkan orman
yangınlarında söndürme çalışmalarına katılan orman
görevlilerinden 8 kişi yaşamını yitirdi.
(Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)
Türkiye'de Yeni Bir Kertenkele Türü Bulundu
Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi öğretim
üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Bayram Göçmen ve ekibi,
Şanlıurfa'da yeni bir kertenkele türü buldu. Göçmen,
Dr. Murat Tosunoğlu ve Araştırma Görevlisi Dinçer
Ayvaz'dan oluşan ekiple 7-13 Haziran 2001 tarihleri
arasında Adana, Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay'ı
kapsayan gezi sırasında Anadolu'da ilk kez latince adı
"Eublepharis angramainyu" olan türden bir kertenkele
tespit ettiklerini bildirdi
Üzerinin leopar deseni ve renkleri ile kaplı olması
nedeniyle ekibin "Leopar Keleri" adını verdikleri
kertenkele, Suriye sınırından yaklaşık 30 kilometre
kuzeyde yer alan Şanlıurfa'nın Birecik İlçesi Arslanlı
beldesindeki Karadağ'da, yaklaşık 400 metre rakımda,
gece 23 derece hava sıcaklığında, kireçtaşı bünyeli
taşlıklı bir arazide keşfedildi.
Leopar Keleri'nin kuyruk uzunluğunun 6.6 santim,
toplam vücut uzunluğunun ise 21,5 santim olduğu ve
zaman zaman yamyam olabilen bu türün , kın kanatlı
böcekler, akrepler, büyük örümceklerle ya da diğer
küçük kertenkele türleriyle beslendiğini kaydedildi.
İran ve Irak'taki Mezopotamya'da ve İran-Irak sınırı
boyunca uzanan Zagros Dağları'nın batı eteklerinde
görülen ve geceleri aktif olan bu türün Suriye'de
bulunduğuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmuyor. Yakalanan
örnek gerek pullanma gerekse renk-desen bakımından
önceden tanımlanan Leopar Kelerinden nispi
farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle ekip tarafından
yeni formun sınıflandırmadaki gerçek durumunu ortaya
koymak amacıyla ayrıntılı ve yeni bir araştırma gezisi
planlanıyor.
(Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)
72 Yıllık Çevre Abidesi: "Yürüyen Köşk"
Tarih 21 Ağustos 1929... Ulu önderimiz Atatürk
İstanbul'dan Bursa'ya gitmek için Ertuğrul yatıyla
yola çıkar. Her zaman Mudanya yolunu tercih eden
Atamız Marmara Denizi'nde gezinirken yolu Yalova
sahillerine düşer ve birden dallarını özgürce uzatmış,
asırlık bir çınar ağacı gözüne çarpar. Sahile çıkan
Atatürk, Çınar ağacına sırtını dayayarak gölgesinde
bir süre dinlenir. Ve ayağa kalktığında yanındakilere
Çınar'ın hemen yakınında bir ev yapılması talimatını
verir. İşte o gün inşaasına karar verilen o ev daha
sonra YÜRÜYEN KÖŞK adını alacaktır.
Atatürk bir gün yapımı hızla süren köşkün inşaatını
ziyaret eder ve ulu Çınar ağacının dallarını budamaya
çalışan bir bahçıvanla karşılaşır. Hemen bahçıvanı
yanına çağırır ve bunun nedenini sorar. Görevli
bahçıvan ağacın dallarını uzarak binanın duvarlarına
dayandığını söyler. Atatürk bu cevaptan tatmin olmaz
ve bugün bile insana inanılması güç görünen bir emir
verir: "AĞAÇ KESİLMEYECEK, BİNA KAYDIRILACAK."
O günün şartlarında mucize yaratmayı gerektiren bu
görev İstanbul Belediyesi'ne intikal eder. Belediye
Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi'nin sorumluluğunda
Başmühendis Ali Galip Alnar teknik elemanlarıyla
birlikte Yalova'ya gelerek çalışmaya başlar.
8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak
büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine
inilir. İstanbul'dan getirilen tramvay rayları
döşenir. Santim santim çalışarak bina yapı yapı altına
sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar
üzerinde kaydırılarak Çınar ağacından uzaklaştırılması
aşamasına gelinmiştir.
Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Atatürk ile birlikte
kardeşi Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Bey,
Emanet Fen Müdürü Ziya bey ve Cumhuriyet Gazetesi
Başmuhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre
civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10
Ağustos tarihinde tamamlanır ve ulu Çınar ağacının
dalları kesilmekten kurtulur.
Köşkün kaydırılması olayı 10 Ağustos 1930 tarihli
Cumhuriyet Gazetesi'nde aynen şu şekilde yer almıştır:
"Gazi Hazretlerinin Yalova'daki köşkünün yürütülme
ameliyesi dün muvaffakiyetle icra ve ikmal
edilmiştir.Kendileri de bu ameliyeye bizzat nezaret
etmişlerdir."
O tarihte belki gazeteyi okuyanlar ülkenin içinde
bulunduğu sorunlar içinde bu olayın ne ifade ettiğini
anlayamamış ya da hayretle karşılamış olabilirler.
Oysa o devirde ne ozon deliği vardı, ne global
kirlenme, ne asit yağmurları ne de orman katliamları.
ÇEVRENİN ÖNEMİ onun haricinde dünyadaki hiçbir ülkenin
devlet başkanının gündeminde bile değildi. O yalnızca
bir milletini özgürlüğe , bağımsızlığa kavuşturan bir
lider değil, bir karış toprağını, bir tutam yeşilini
korumak için mücadele veren Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'tü.
Ancak ulu önder Atatürk'ün doğa sevgisi ve çevre
anlayışının sembolü YÜRÜYEN KÖŞK yakın zamana kadar
gerekli bakım ve onarımın yapılmaması nedeniyle harabe
haline gelmiş ve içinde yaşanan anılarla birlikte yok
olacağı günü bekliyordu. Dönemin Çevre Bakanı Dr.
İmren Aykut bir Yalova seyahatinde şahit olduğu bu
üzücü durum üzerine bakanlığı harekete geçirerek
değerli mirasın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için
çalışmalar başlatır. Yürüyen Köşk, 26 Ağustos 1998
tarihinde aslına sadık kalınır restore edilmeye
başlanır.
Yürüyen Köşk Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler
ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 12 Temmuz 1980 gün ve
12238 sayılı kararı ile korunması gerekli Kültür ve
Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili
yapılmıştır.
Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü
arazisi içinde bulunan iki katlı dörtgen planlı, ahşap
karkas küçük bir yapıdır. Deniz tarafından 11 sütun
ile çevrili mermer tabanlı açık bir alana ve 30 metre
uzunlukta ahşep bir iskeleye sahiptir. Köşkün
girişkatında küçük bir çayocağı, küçük bir oturma
odası ve üç cephesi kristal camlarla kaplıtoplantı
salonu ile tuvalet ve duş bulunmaktadır. Ahşap bir
merdivenle çıkılan ikinci katta isedinlenme odası ile
küçük bir yatak odası, tuvalet ve banyo bulunmaktadır.
Bu küçük köşke Atatürk'ün isteği üzerine mutfak
yapılmamıştır. Ayrıca köşkün içinde Atatürk'ün
kullandığı özel eşyaları ile son derece mütavazi oda
takımları bulunmaktadır.
(Kaynak: "Yürüyen Köşk" T.C. Çevre Bakanlığı Çevre
Eğitimi ve Yayın Dairesi Başkanlığı ISBN
975-7347-41-8)
Kyoto Kuralları ABD'ye Rağmen Kabul Edildi
Fas'ın Marakeş kentinde biraraya gelen 167 ülkenin
çevre bakanları ve temsilcileri, sera etkisi yaparak
yerkürenin ısınmasına yol açan gazların azaltılmasını
öngören Kyoto sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin
kuralları benimsediler.
AB adına açıklama yapan Belçika Enerji ve Çevre
Bakanlığı Müsteşarı Olivier Deleuze, dört yıldır
görüşmelere konu olan kuralların kabul edildiğini
belirtti ve "Kyoto sözleşmesinin nihayet onaylanıp
yürürlüğe girmesini sağlayacak yol açıldı. Bundan
dönüş yok"dedi.
ABD'nin Mart ayında fazla zorlayıcı ve adaletsiz
bularak imzalamayacağını açıkladığı Kyoto
Sözleşmesi'nin diğer kilit ülkeleri Japonya ve Rusya.
Marekeş'teki toplantıda Rus Heyeti Başkanı Aleksandır
Bedritski de, Kyoto sözleşmesini artık
onaylayabileceklerini bildirdi. Ancak, Japon Çevre
Bakanı Yoriko Kavaguçi ise Kyoto sözleşmesini onaylama
sözü vermedi.
Kyoto Sözleşmesinde, 39 sanayi ülkesinin karbondioksit
başta olmak üzere sera etkisine yol açan gaz
emisyonlarını 2010 yılında 1990'yılındakine göre yüzde
5.2 azaltmaları öngörülüyor.
(Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)
Küresel Yoksullaşma
Dünya nüfusunun yarısının, bir başka deyişle yaklaşık
3 milyar kişinin "günde 2 dolardan daha az", nüfusun
beşte 1'ini oluşturan yaklaşık 1.2 milyar kişinin ise
"1 dolardan daha az" gelirle yaşadığı bildirildi. Buna
karşılık dünya nüfusunun yüzde 10'u ise mal ve
hizmetlerin yüzde 70'ini üretip, dünya toplam
gelirinin yüzde 70'ini alıyor.
Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın, Dünya Bankası verileri
ve Dünya Kalkınma Raporu'na dayanarak hazırladığı
"Küreselleşme, Büyüme ve Gelir Dağılımı" konulu
çalışmaya göre, günde 2 dolardan daha az gelirle
yaşayan, dünya nüfusunun yüzde 50'sini oluşturan
yaklaşık 3 milyar insanın dünya üretimindeki payı,
yüzde 6 dolayında gerçekleşiyor.
Dünya Bankası verilerine göre, Doğu Asya ve Pasifik
ülkelerinde yaşayan 267.1 milyon kişi, Doğu Asya ve
Pasifik (Çin hariç) ülkelerinde yaşayan 53.7 milyon
kişi, Doğu Avrupa ve Orta Asya ülkelerinde yaşayan
17.6 milyon kişi, Latin Amerika ve Karayiplerde
yaşayan 60.7 milyon kişi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da
yaşayan 6 milyon kişi, Güney Asya'da yaşayan 521.8
milyon kişi, Sub-Saharan Afrika'da yaşayan 301.6
milyon kişi olmak üzere toplam 1.2 milyar kişi, günde
1 dolardan daha az gelirle yaşamını sürdürüyor Son
günlerde dünyanın gözlerinin çevrildiği Afganistan'da
günlük 44 cent, Etiyopya ve Kongo Demokratik
Cumhuriyeti'nde ise 27 cent gelir elde ediliyor.
Çalışmaya göre, küresel gelir eşitsizliği ve
zengin-yoksul ülkeler arasındaki ortalama gelir
farklılıklarının temel belirleyicisi, nispi ekonomik
büyüme farklılığı olarak ortaya çıkıyor.
Ortalama büyüme oranlarına bakıldığında, zengin
ülkeler 1960'larda yüzde 4.7, 1970'lerde yüzde 3.1,
1980'lerde yüzde 2.3, 1990'larda yüzde 2.2 oranında
büyürken, küreselleşme sürecine dahil olan katılımcı
gelişmekte olan ülkeler 1960'larda yüzde 1.4,
1970'lerde yüzde 2.9, 1980'lerde yüzde 3.5, 1990'larda
yüzde 5 büyüdü.
Küreselleşme sürecine katılımcı olmayan gelişmekte
olan ülkeler ise 1960'larda yüzde 2.4, 1970'lerde
yüzde 3.3, 1980'lerde yüzde 0.8, 1990'larda ise yüzde
1.4 oranında büyüdü.
(Kaynak: Anadolu Ajansı ve ntvmsnbc.com)
Genetik Besinlere Sıkı Takip
Avrupa Parlamentosu genetik değişimle üretilen besin
maddelerinin üretimi ve pazarlamasına sıkı kurallar
getiren yasayı büyük oy farkıyla onayladı. 52'ye karşı
338 oyla kabul edilen yasa için 85 milletvekili
çekimser oy kullandı. Şimdi yasanın üye ülkelerin
parlamentolarında onaylanması gerekiyor.
Mısırdan küsbe ürünlerine kadar birçok bitki tohumu ve
kozmetik ürünlerini kapsıyan yasanın, AB'nin gıda
sanayiinde uyguladığı üç yıllık lisans yasağı getiren
genetik değişiklik moratoryumunu geçersiz kılacağı
yönünde endişeler var.
(Kaynak: Anadolu Ajansı)
Arsenik Yiyen Bitki
Nature dergisinde yer alan bir araştırmaya gore;
Pteris vittata isimli eğreltiotunun arsenik tükettiği
belirlendi. Florida Üniversitesi'nden Lena Ma isimli
metal kimyası uzmanı, bu tespitin kirlenmiş toprakları
yeniden kazanmak için büyük bir fırsat olduğunu
savunuyor.
Arsenik topraktaki yabancı otları ve böcekleri
öldürmek için tarım ilacı olarak da kullanılan bir
kimyasal. Bilim adamları araştırmaları sırasında
eğreltiotunda topraktakinden 200 kat daha fazla
arsenik bulunduğunu keşfedince, bitkinin arsenikle
beslendiğini saptamışlar.
Bu keşfin özellikle sanayi ve maden bölgelerindeki
tarım arazilerinin temizlenebilmesi için çare
olabileceğini düşünülüyor. Üstelik eğreltiotunun
yetiştirilmesi çok kolay.Bitki güneşli alanları
seviyor ve topraktaki arseniği kolayca, etkili bir
şekilde tüketiyor. Ancak bitkinin neden arsenik
tükettiği hala doğaya ait bir sır.
(Kaynak:Reuters)
Soyu Tükenen Dev Böcek Yeniden Keşfedildi.
Nesli 80 yıl önce tükendiği sanılan bir böcek türü bu
yılın Şubat ayında Avusturalya'nın doğu kıyısında
bulunan bir adada yeniden keşfedildi. Yeni Güney
Galler Ulusal Parkı ve Vahşi Yaşam Örgütü yetkilileri
tarafından volkanik bir kaya üzerinde bulunan dev
böcekler gündüzleri nemli bir kayanın yarıklarının
içinde saklanırken, gece olunca dışarı çıkıyorlar. 15
santimetre boyunda ve 1.5 santimetre genişliğinde olan
böceklerin 1918 yılında adaya uğrayan bir malzeme
gemisinden karaya çıkan fareler tarafından yok
edildiği sanılıyordu. Böceği yeniden keşfeden bilim
adamları ise şimdi dünyada eşine en az rastlanan
omurgalılardan olan bu böceği çoğaltmak için
çalışıyorlar.
(Kaynak: ntvmsnbc)
Acımasız Örümcekkuşu
Örümcekkuşu en az adını aldığı örümcek kadar acımasız
bir hayvandır. Genellikle böceklerle beslenen
Örümcekkuşu narin gövdesi ve sevimli görünüşüne tezat
bir şekilde, küçük kemirgenlere hatta kendi türünün
küçük örneklerine bile saldırır. Özellikle yuva
yaptığı dönemde aşırı güç kaybeden kuş, avladığı
hayvanları daha sonra tüketmek üzere erik ağaçlarının
keskin dikenlerine ya da tel örgülere saplayarak
korur. (Kaynak: Focus Dergisi Sayı:10 Ekim 1999)
Bonsai'ler Maksimum Kaç Santim Uzar?
Bu minyatür ağaçların yüksekliği 1 metreyi kesinlikle
geçmez. Bugüne kadar yetiştirilen en yüksek Bonsai
ancak 85 santime ulaşan 250 yıllık bir Çin Bonsai'si.
Ortalama 70 cm boyunda olan Bonsai'lerin bir de cüce
türleri var. Avuç içine bile rahatlıkla sığan bu
ağaçların boyu 8 ila 15 cm arasında değişiyor.
(Kaynak: Focus Dergisi Eylül 2001)
1 Lt Su = 4 Lt Benzin
Dünyada suyun benzinden bile pahalı olduğu kentin
hangisi olduğunu biliyor musunuz? Birleşik Arap
Emirlikleri'nin en güzel kıyı kenti olarak anılan
Dubai'de pahalı olan tek bir şey var: "Su". İsrail,
teknolojisiyle kullanma suyunu deniz suyundan elde
etmeyi başaran Dubaililerin çeşmelerinden akan bu su
rahatlıkla içilebiliyor. Ancak teknolojinin gelişmesi
sayesinde çölü vaha haline dönüştürmeyi başaran bu
kentin insanları bir litre su içebilmek için tam dört
litre benzin parası ödemek zorunda kalıyorlar.
( Kaynak:netbul.com)
Güneş Isınıyor Dünya'yı İtelim…
İnsanoğlu , sorunlara 'çözüm' üretme konusunda sınır
tanımıyor... Amerikalı bir astrofizik uzmanı, Güneş`in
milyonlarca yıl sonra bugünkünden daha muazzam ateş
topuna dönüşmesiyle kopacak "kıyamet"ten Dünya`yı
kurtarmak için ilginç bir öneri ortaya attı:
"Dünya`nın yörüngesini değiştirelim, onu Güneş`ten
uzaklaştıralım..." Amerikalı bilim adamının bu önerisi
bazı 'küçük' sorunları da beraberinde getiriyor.
Örneğin, bir asteroidin yörüngesini değiştirip
yönetecek teknoloji yok. Yörünge değiştirilmesiyle
gezegen göçü olabilir ve Ay kaybedilebilir (Kaynak:
nethaber.com )
Biyolojik Kiyamet
Dinazorların yok olduğu 65 milyon yıl öncesinden
bugüne, yeryüzünde bu büyüklükte bir tür çeşitliliği
kaybı yaşanmadı. Çağdaş insanın gerçekleştirdiği canlı
türü katliamı, yakın jeolojik devirlerde gözlenen tür
kayıplarından 400 kat daha hızlı. Son 100 yılda
yaklaşık 30 bin bitki türü yok oldu. Günümüzde hergün
üç canlı türünün soyu tükeniyor. 1950 ile 1980 yılları
arasında geçen 30 yıllık kısa dönemde dünya
ormanlarının yüzde 25'i yok edildi. Yeryüzündeki
yaşamın 500 milyon yıllık tarihinde hiçbir canlı türü,
biyosferi bu ölçüde tahrip etmedi, tahrip edebilecek
güce ulaşmadı. (Kaynak: Yeşil Atlas Çevre Özel Sayısı
Ekim 1999)
Mucize Ağaç
Tropik ortamlarda yetişen "Moringa Ağacı" her geçen
gün daha çok araştırmacının ilgisini çekiyor. Çünkü,
ağacın marifetleri saymakla bitmiyor.
Moringa ağacının yere düşen tohumları içme suyunu
temizliyor. Ağacın bu özelliği, Sudan'da Nil kenarına
kurulu köylerde çok iyi biliniyor ve kullanılıyor.
Moringa ağacının tohumlarının 100 gramı, bir litre
suyun içindeki pisliklerin dibe çökmesini ve yüzde 99
oranında bakterilerin ölmesini sağlıyor. Bilimadamları
üçüncü dünya ülkeleri için çok pahalı olan su
temizleyici amonyumsülfat maddesinin yerine
geçebilecek ucuz bir yöntem olabilecek bu ağaçla
ilgili araştırma yapıyorlar.
Bir yıl içinde üç metre büyüyebilen ve on metreye
kadar ulaşabilen Moringa ağacı, diabet, yüksek
tansiyon ve anemi hastalıkları için kullanılan bazı
ilaçlara hammadde sağlıyor. Aynı zamanda, bitkinin
tohumlarından elde edilen yağ, makine yağı ya da
enerji kaynağı olarak kullanılabiliyor.
(Kaynak: Focus Dergisi Eylül 2000)
Dünyanın En Hızla Artan Katı Çöpü: "Bilgisayar"
"Bilgisayar kullanılmayan bir ofisi düşünmek artık
neredeyse imkansız. İnternetin cazibesi sayesinde
artık evlere de yaygın bir şekilde giren
bilgisayarlar, gelişen teknoloji sayesinde çok çabuk
tüketilen yani hurdaya çıkan tüketim maddelerinden
biri. Ancak hurdaya çıkan bilgisayarların çevre için
bir tehdit olduğu kadar "altın madeni" değerinde
olduğu pek bilinmiyor."
Dünyada her yıl Everest tepesi yüksekliğinde
bilgisayar çöpe atılıyor. 2007 yılında sadece ABD'de
çöpe atılacak sayısının 500 milyon olacağı tahmin
ediliyor. Bunların ancak yüzde 10'u değerlendiriliyor.
Bu gerekçeyle, Amerikan Çevre Koruma Kurumu, atılan
bilgisayarları, ''dünyanın en hızla artan katı çöpü''
olarak tanımlıyor.
Time dergisinde yer alan bir incelemeye göre, bazı
kuruluşlar çöpe atılan bu bilgisayarlardan her yıl
yaklaşık 5 milyon dolar değerinde malzeme elde
ediyorlar. Dünyanın en büyük bilgisayar hurda
fabrikası ise IBM tarafından New York Eyaleti'nin
Endicott kentinde kurulmuş. Burada her yıl 20 bin ton
ağırlığında bilgisayarın parçalanma işlemi yapılıyor.
Ancak hurdaya çıkan eski bilgisayarlar içlerinde cıva,
kadmiyum gibi zehirli maddeler bulundurduğu için aynı
zamanda çevre açısından ciddi tehlike oluşturuyor.
Avrupa Birliği bu nedenle 2008 yılından itibaren
bilgisayar üreticilerine, ürettikleri malları, hurdaya
çıktıktan sonra yeniden değerlendiremeye tabi tutma
zorunluluğu getirdi. IBM firması ABD'de bu işi
kendiliğinden yapmaya başladı bile. Firma bilgisayar
kullanıcılarından eski bilgisayarlarını alıp götürmek
için 30 dolar talep ediyor. Hewlet-Packard firmasının
da benzer bir uygulamaya Mart ayından itibaren geçmesi
bekleniyor.
Ancak tehlikeli bir o kadar da değerli bilgisayarların
işinin ehli kişelerce parçalanması gerekiyor.
Günümüzde bilgisayarlarının pek çoğunda kullanılan
Pentium işlemciler altın içeriyor. Bakır ve
fiberglastan oluşan bilgisayarların ana tablasında ise
altın ve gümüş kullanılıyor. Çelik ve aliminyum da
içeren bilgisayarların dış yüzünün yapıldığı plastik
ise yeniden değerlendirilerek büro malzemesi yapımında
kullanılabiliyor.
Uzmanlar, bilgisayarlardan çıkarılan ham maddenin,
aynı ağırlıktaki topraktan çıkarılandan çok daha fazla
olduğunu belirtiyorlar. Bilgisayar firmaları ise yeni
bilgisayarların, ilerde hurda olarak
değerlendirilecekleri şimdiden göz önüne alarak daha
kolay sökülebilir bilgisayarlar üretmeye başladılar
bile.
Kaynak: Milliyet
ana sayfa
_ yazdır
doga.tutkusu.com ©
|