.:::Şöhretsiz Mecmua:::...
 

"Edebiyatın hal-i pür-melaline bir haykırış"


Her hakkı saklıdır. 2007-2008, Ankara
Ağ işleri genel müdürü: Musa Salan


hosting
Webmasterim.Com
Genç Toplist | Pr:4 Toplist | Site Ekle |  Toplist | Link Ekle | Hit Kazandıran Toplist
 
 
Yüz Yüze

"Geç kaldım, kusura bakma. Çok beklettim mi?"
"Nerde kaldın saatlerdir seni bekliyorum, kendini bu kadar beklettirmen şart mı" diyecektim ki,  >>




























Üstatların hak-i payiyiz
Ben Hıyar

Bak dostum!
Ceviz var, sarmaşık var, hıyar var.
Ceviz ne, sarmaşık ne, hıyar ne?
Ya bunların bir bahçede işi ne?

Ceviz o, sarmaşık sen, hıyar ben.
Ceviz yüksek, bense yerde sürünen
Ah bir düşse nasıl kırarım derken
Seninle sarmaş dolaş ben hep bekleyen

Fuad Yerlitaş / 9 Nisan 2008
Debisi Yüksek Sihirli Gözyaşlarımız

Sokakta, okulda veya herhangi bir yerde neden ağladığını bilmediğimiz; ama >>
Periler

Sizlere güzellik ülkesinin zâlim ve taş kalpli sultanından bahsetmek istiyorum. O öyle bir güzeldir ki kimseye yüz vermez, olup  >>
Gölge

Çarem yok, ölmeliyim
Sebebi sen olmalı
Bir ayna karşısında
An an
Görmeliyim herşeyi
Nakış nakış, kaskatı
Ağzım kanla dolmalı
Sonra sen gelmelisin
Ve ben dirilmeliyim
Birden
Çürümüş bedenimle
Toz toprak içinde, ah
Önüne serilmeliyim
Bil ki ölsem de bir gün
Derinlerde bir yerde
Atacak kalbim hâlâ
Güm güm
Camların şakıyacak
Gölge gibi peşinde
Uzayacak cesedim

Bil ki ölsem de hâlâ…

Mehmet Güllü


cŞöhretsiz Forumd

Düşüncelerinizi  paylaşabileceğiniz güzel bir ortam
Bu siteyi Mozilla Firefox ile görmeniz tavsiye edilir ;)
Firefox 2
Tanrı'dan Arzu

Üzerinde yaşadığım şehirden elini ayağını çekmişti Tanrı. Katı gerçeklerden sıkılmış ve bıkmıştım. Her şey boş bir çaba gibi geliyordu artık. Küçük, sıska bedenime çöken >>
Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Bir Garip Tanpınar Romanı

Teknik bir değerlendirme bekleyenler için üzgünüm, çünkü ben işin eğlencesindeyim birazcık... >>
cMukaddimed
Bir şeyler karalamayı öğrenen insanın yaptığı ilk etkinlik, kendinden sonraki nesillere kayıt altına alınmış kaynaklar bırakmak olmuştur.

Ölüme karşı bir duruş mudur yazmak?

Bu belki ölüme meydan okumadır, belki de ölüm karşısındaki çaresizliğin kâğıtlara yansımasıdır. İnsanın olduğu her yerde vardı yazı ve bu bazı zamanlar duvarlara kazınmış birkaç şekil, bazen ağaç yapraklarına yazılmış birkaç cümle veyahut kâğıtlara dökülmüş bir hayat…

Peki insanlıkla varolan yazı serüvenine karşı kayıtsız kalınabilir mi?

Şöhretsiz Mecmua da buna hayır diyen, farklı enstrümanlardan oluşan yazı orkestrasından çıkan tek sestir.
Diyeceksiniz ki: geçmişte de, günümüzde de onlarca edebi cemiyet kuruldu; sizin bunlardan farkınız ne olacak?

Amacımız, bir pencereden izlenemeyecek kadar geniş olan yazın hayatına geleneksel edebiyatın çağdaşa uyarlanmış çizgisiyle bir çentik atmak.  Yüzyılımızda, belirli mefhumlardan hareketle oluşturulan, yozlaşmaya yüz tutmuş edebiyatımıza hak ettiği değeri verme cabasıdır.
Sonuç olarak, edebiyatın edep boyunu uzatmak amacıyla bu uzun ve zor yolculukta "artık biz de varız" diyoruz.
                                                                                                                                                       Saygılarımızla…

cTezkiretü'l-letaifd
ÇİÇEKZADE ÖMER:  Pederi tarafınca ulemanın üleması füzelanın füzelası olup, aslen Gürci olup seneler önce mülket-i Rumı tavattun eylemişlerdür.  Şahsı biraz asabi olması ile bilinür; lakin sükker yaratılışı herkesce ma'lumdur. İlim u irfan aşkıyla pay- tahtın gubar-veş rahını tutmuş olup halen Türkî diller cihetinde münferit çalışmalara haizdir.  Bir tarafıyla da nebat âlemine dâhildir. Çiçek ism-i harikası da aslen buradan siret eyler. Kendisi nebatlar içinde eynek takan tek çiçektür.  Yazarlar âlemine yeni dâhil olması hasebi ile mecmuamıza yeni kan katacağı şüphesizdür

SALANZADE MUSA:  Aslen saray-ı sefidden irtical eylemiş olup yigirmi yılı aşan bir vakt-i alada pay-i tahtı tavattun eylemiştir.  Çevresinde, çizgileri san'atla birleştiren üstad-ı  sihr-yab  olarak zikr edilür. Kendisi ilim aşkıyla suz-ı güdaz olup Türki lisan cihetinde muşahhas çalışmalara girişip âlem-i fennde bir makam sahibi olmaya çalışur. En mühim özelliği kadir-şinas ü hoş-sobet olmasıdur.  Letaif ile ilgilenmek onu tatmin eden en hüsni şeydür. Mecmuanın tertip ve tekzip başsorumlusudur.

BÖLGİLİZADE MURAD:  Aslen kafkasların Davosu olarak rumuz verilen Vilayet-i Kars'tan göçüp Şehr-i İstanbulu tavattun eylemişdür.  Na-dan bir me'mur-i nüfus tarafınca vahim bir kaza kurbanı olarak "Bilgili" yerine "Bölgili" olarak ad ile müşerref olmuştur.  Hergiz itiraz eden şahsı ve bey-han bir yaratılışla tanınması onun sevimesine mani değüldür.  Bu dünyanın hem hazanını hem de baharını nazar eylemiş, tabir-i caiz ise feleğin çemberinde birkaç kez geçip bu konu da özge ders bile verdiğü duyulmuştur. Halen Gazi Dar'ul Fünunu'nda,  İdadide tıfl şekillendirmek için ilmi çalışmalarını sürdürmektedir.  Fitneci şahsı mecmuanın tecessüs eylemesine katkıda bulunmuştur.

IŞIKZADE MURAT BEY: Aslen vilayet-i Kars'tan, şehr-i İstanbula geçüp orada ilmi ve ictimai yaşamını şekillendirmişdür. Bunu takiben pay-ı tahtda ilim ve irfan yapmak üzere füzelalar ve ulemalar arasına duhul olmışdur. Çevresünde letaif şahsı ile tanınmış olup aynı derecede sevecendür. Halkiyat ilminde münferit çalışmalar yapmak üzere hacelerinin liyakati ile bu alana yönelür.  Muhtelif mecmualarda yazılar neşritdükden sonra kadim dostu Salanzade'nin teşvikiyle bu mecmuaya terfi' eder.  Daha iyi teklifler gelmeyince de orada neşriyat hayatını sürdürecekdür.

Yazan: Murat Işık

Canım Vatanım, Seni Sevmiyorum

Evet, evet seni seviyorum, bu bir gerçek. Kimsenin bana hesap sormaya hakkı da yok, sen beni biliyorsun.  Kimi zaman senin adın geçince galeyana da geliyorum, yeri gelince seni savunmakta üstüme de yok biliyorum. >>
Yüzleşmek

İşe şimdiden yirmi beş dakikalık gecikmenin verdiği telaşla apar topar yataktan kalktı. Yüzünü yıkamadan geceleyin oturma odasına fırlattığı buruşuk ve biraz da yakası kirli mavi gömleğini giydi. Altına da lacivert takımın pantolonunu giyerek banyoya koştu. Alelacele yüzüne iki su çarptıktan sonra dişlerini fırçalamadan  >>
Kalemler

Çoğumuzun cebinde, çantasında, kalemliğinde, masasında yer alan kalemler... Renk renk, boy boy, çeşit çeşit olan kalemler... Önemli gördüğümüz yerlerin altını çizdiğimiz, imzamızı attığımız, not aldığımız, mektup yazdığımız, hediye ettiğimiz (ve aldığımız) kalemler... Bizim için sıradan olup akıbeti umursanmayan kalemler... Değerli olup bir ömür saklanılan kalemler... >>
Suskun Dünyaya Uslu Bir Çağrı

Keşke her şey bu dörtlüğü yazmak kadar kolay olsaydı. Bu kadar karmaşık mı olmak zorundasın ey dünya ve de acımasız? İçimde öldürdüğün duyguların cenazeleri defin beklerken sen hala devam ediyorsun yakmaya, yıkmaya, savurup savrulmaya, tozu dumana katmaya. >>
Gitme

Ne olur gitme, dur!
Bırakma bu şehri sensiz
Şimdi yağmurlar yağmak üzeredir
Ağaçlar çiçeğe durur ardından
Sevmeye başlar insanları Tanrı
Sonra kim öle, kim kala…
Ah güzel ah!
Ne olur gitme, dur!
Şimdi hicran vakti değil
Henüz olmadı yemişler

Mehmet Güllü






"Anayurt Oteli"nde Bir Gece

Şu yaşıma - an itibariyle yirmi üçümü sürüyorum-  değin hiçbir otelin kapısından girip de konaklamamış olan benim gibi birisi için farklı bir deneyim olsa gerek bu. "Anayurt Oteli"nin bir roman olduğunu bilmeyenler benim herhangi anımdan bahsedeceğimi düşünmekte haklılar, ama dediğim gibi "Anayurt Oteli" bir roman ve ben bu otelde - bir geceden fazla olsa da - bir gün konakladım diyebilirim. >>
Koltuktaki Yalnızlık

Gittiğim yedinci ailede de fazla tutunamayarak yuvaya geri dönmüştüm. Buradan ayrılalı on sekiz ay geçmesine rağmen pek bir değişiklik yoktu gelen birkaç yeni yüz dışında. Mutlu muydum geldiğime? Gerçeği söylemek gerekirse pek bilmiyorum. Aslında yaşadığım daha doğrusu şahit olduğum son olaylar buraya geldiğime şükrettiriyordu.  >>
Korkağın İsyankâr Çiçeği

    Korkardım gözlerinden gün olur bir yalana kurban giderler diye. İşte o yüzden hep utangaç maskelere gizledim seni izlemelerimi. Senden başka kimseye tesir etmeyen saydam maskelerdi bunlar. >>
Cemil abi! Haftasonu uzaya gidelim mi?

Sağa sola koşuşan bir sürü teknik eleman beni oldukça heyecanlandırdı. Başlangıçta kafam o kadar karıştı ki nereye gideceğimi, ne yapacağımı şaşırdım fakat uzun sürmedi. Çünkü oldukça karışık gibi görünen bir panelin önündeki pos bıyıklı, yakasında KA36 yazan biri
"ya delikanlı çıksana kenara, ayakaltında ne dolanıyorsun?" dedi. Ben o amcayı daha fazla kızdırmamak için hem bütün odayı gören, hem de ayakaltı olmayan bir köşeye kıvrılıyorum. >>